28 Ocak 2010 Perşembe

Ceylana 1000 Mektup - 16 -

XVI
vah gülüm

sende ben nerelere gitmişim

hangi şüphe koridorlarında yitmişim

vah gülüm hangi karanlık

örtmüş yüzüne ölümün perdesini

hangi dipsiz kuyularda bitmişim



vah gülüm geceni korku basmış

vah ki beynini şüphe kemirmiş

vah ki zannın çoğu ölüm denirmiş

vah ki sende beni tükettin



vah gülüm

kefen mi diktiğin elbiseler bana

deli gömleğimi istedin

elleri bağlanmış bu adama

ben zincirledim dilimi bilmezsin

şairin ölümü kelimelerden yana



vah gülüm neyin sancısı çektiğimiz

nasıl küçülttün gözünde dağı

hangi öfke kabarttı yangını

hangi koridorda başladı çıkmaz sokak



ceylan ne zaman avcı gördü ceylanı

kuzu ne zaman kurt gölgesi verdi yüzüne

ay ne zaman tutuldu sonsuza

şüphe ne zaman vurdu güvercini



vah gülüm düşünme böyle

düşünde ölürüm



XVII
ay karanlığında

siyahın gölgesi mi düştü ışık odana

sihirli bir değnek bekleyen

külkedileri imparatorluğunda

söyle nedir dilsizliği dillerin



susmak kendi başına yalnızlık,

kapıları içerden kilitleyip

anahtarı pencereden beyaz atlı bir prense atmak

oysa o kapılar önce içerden açılacak



sevginin bu kadar hoyratça tüketildiği

kelimelerin anlamlarından soyulup

bozuk para gibi harcandığı bu dünyada

ey sevgili gözlerimin içine bak

ve iyi dinle beni "seni sevmiyorum"

hem de o kadar çok sevmiyorum ki



sakın tükenme

tükenmek:

geçmişin faturasını geleceğe kesmek

babaların günahını oğullara yüklemek

insanın dalga dalga kırıldığı

gönül sürgünlerinin tükenişe döndüğü

bu garip gezegende

ay dan bir ışık düşer ve mutlanır insanlar



kim bilir

sen ben ve ay

biz biliriz

gerisini yok say



XVIII
sessizlik



bir nefeslik

soluklansa bir güvercin

bir yeşil zeytin dalı

nazlı bir gül

bir demet kır çiçeği

ılık bir rüzgar

dağlardan eser gelir



meltemdi belki adın

belki de samyeli

pencerende bir seslik



penceremde sessizlik

penceremde sensizlik



sonra

uzandı elleri bir nar çiçeğinden

bir dal ıhlamur ağacından

papatyadan bir taç oldu gecene

kanadına yükledi emek

tüm çiçekleri bir kelebeğin

ve kondu günçiçeğinin yapraklarına

şimdi gündüze açan güneş



hafiften yağmur çiseledi

çiğ olmadan kiraz yapraklarına

buğdaylar harman olup

öğütüldü ömrüm gibi

beyaz sayfalarca ak pak değdi dudaklarına



şeker kızın tadınca tatlandı

bal peteğinden sevinçler

yürek denilen yanık bir kapta pişti

ve sofrasına geldi can dostun



şekillendi güzelliğiyle

ebruli akşamların günce

bin mum diktim aydınlığına gündüzün

hadi yak içimize bir ışık

aydınlansın şimdi gün yüzün



hoş geldin aramıza neşe kız

sevinç hanım gül can

dilek arzu hayat mutluluk

güzel olan her neyse

ömrün uzun olsun şansın bahtiyar



XIX
ne güzel durdu

yan yana gül kokunu sevdim

neden hep gülle başlar güzellikler



işte bu vurur yüreğimi

alır götürür enginlere

bir oraya bir buraya

dalgalar

ve satır satır arar

sende beni

beynimin isyankar karıncası



anladım dedim ya

ne büyük bir iddia

ne büyük bir yük verdin

taşır da ezilirim

korkarım bundan sonra



ben rüzgar

ben yağmur bir damla

bir damla sevinç

ben özlemi yüreğine katık yapmış

bahar vurgunu

ben çiçeklerin güllerin içinde

bir ayçiçeği sevdalısı

bir güneş tutkunu



güneşim ol desem

yumup ta gözlerimi

körebe oynarcasına geliversem

yakalanır mıydın bana

hatırım için

kaçar mıydın yoksa



ya gözlerimin bağından

bir perde açsam

bir tülde görsem seni

oynamam oynamam

bunu saymayalım mı dersin



saymayalım

hiç saymayalım hem de



açardım

tüllerini gözlerimin

tutardım ellerini ürkek

gözlerin alır götürürdü bilirim

uzak ülkelerin sevinç krallıklarına



bir rüzgar esse

gölgede hafif serin

üşüsen sen

ve ben üşüsem

yaslanır mıydın omzuma

şiirler okumasam sana

şiir sendin ya

seni okur muydun gözlerimden



yorgun gözlerime

bin mektubun birisi gelirdi

su damlasınca düşmek toprağa

ve tutunmak bir yaprağa

belki de karışmak akan suya

bir ceylan

sabah serinliğinde gelir ya suya

bir gül neden düşer kuytuya

ve elleri var mı sende şiirin



ah! o zaman

bilir misin

bir yerlerde

zamanı kuran adamlar varmış

ve gün öyle başlarmış

ah bir gece unutsalar

o adamı bulmalı

saatleri kuranı

bulup da zamanın hesabını sormalı



bir adım bin adım

adın adım

ürkek ama kararlı

emekledik geldik geceye

bir mühür olsun

dudaklarım bilmeceye



imzaladım



XX
neden söylenmedi

veya söylenemedi dün gece

olsun şiir doğdu böylece



hani olur ya

dersin de diyemezsin derdini

bir yar bilir bir de sen

bir de her şeyi bilen



aynı anların büyüsü

kanatlanıp kuş olmak

klavyede tuş olmak

dokunak bir yüreğe sessizce

bir yüreği okumak hece hece



rüzgar olmak ılıman

veya dalgasız bir liman

yaprak olup savrulmak

tohum olup yeşermek

sevinç olup büyümek

büyüdükçe yürümek

yürüdükçe büyümek



hani bir rüya

çocukça yatağında kanatlanıp

uçuvermek

kuşlarla kardeş bulutlarla arkadaş

yağmurla damla olup düşmek suya

ve çoğalmak günle güneşle

buhar olup uçmak yeniden

yükselip göğe şükredercesine



devinip dalga olmak belki sahili öpen

belki dalgaların öptüğü bir kum tanesi

belki yüksek tepelerde saçlarını rüzgara vermek

belki sessiz gecelerde türküler dinlemek ötelerden



gülümsemek gülen bir yüze

uzanan bir ele tutunmak kim bilir

kim bilir ceylanın güncesinde

birlikte koşmak patikalarda

tepelerden düşmek pahasına



sonbaharı sevmez kimileri

oysa sonbaharda ıslandı hep saçlarım

hep yapraklarla haşır neşir oluşum

bir rüzgarda beklesem

saçının bir telini

gelir mi

kokunu duyar mıyım ötelerden



bir resmi resmetmek

bir hayali canlandırmak ellerinle

düş de düşbahar özlemi



mevsim düşbahardı desem insanlara

sorarlar mı dersin bir gün

yada sorsak yolda yürürken birine

affedersiniz mevsim kaç

saat kaç der gibi

elini koyup yüreğine

bahara çeyrek var der mi acaba



bilse mevsim kaç

kaç mevsim bahar

akreple yelkovan kardeş olmuş

ben bahar

ben sende bahar

ben tende bahar



durma yaz

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder