29 Ocak 2010 Cuma

Ceylana 1000 Mektup - 2 -


II

susmak güzeldir
susamak da öyle
değme gitsin, anlam katar
bir de anlamı okuyabilen yazarsa
ve susan bir kalpte ateşi görecek gözleri varsa

ya körse bencileyin
gelmek ister de gelemez
dağların tepelerinden
kıvrılıp gelen bir nehir gibi

yada yağmurda
bir damlaya tutunup gelen
hani dışarı çıkıp kokladığın
serin bir nefes gibi
kimbilir

yaşam
yaşamaktır en başta
bilerek, isteyerek yaşamak
ve yaşatmak sevdayı
bildirerek, isteyerek yaşatmak

can olmak, kan olmak
ses olmak nefes olmak
yaşamak, birden bin olmak
binden biz sadece biz olmak

bir rüzgar olup sokulmak sevgiliye
bir mektupla ulaşmak kapı altından

yaşamak biraz ölmektir
biraz da öldürmek hatta
kederi kapı dışarı etmek
hüznü ve tüm kötülükleri

biraz da siyahtır yaşamak
gece kadar kara, pamuk kadar beyaz

yaşamak, almaktır
bir nefes gibi
ve vermektir yine
tıpkı bir nefes gibi

haydi
nefes al, nefes ver

gülümse aynalara
gülümse bana
insan insanın aynası
bak gözlerime
yaşayalım birkaç nefes daha.

28 Ocak 2010 Perşembe

Ceylana 1000 Mektup - 1 -



I

gözyaşlarını silmeye
gözü yaşlı bir mendil
olur gider gözlerim.

buluşuruz da binbir gece
yazılır sevdanın günlüğü
iki can kuşunun kaleminden

uğruna çok şey istenen
bir sevdayı kaybetmemeli oysa
hani artık sevgili yoksa
sevgiden ne kalırdı ki geriye

çizmeseydik keşke
gecenin sınırlarını
rüzgara kapılıp
bir anlık alev olmaktansa
en uzak yıldıza dokunurdum

sen okuduğum kitaplarda eksik satır
sen kıymetimi bilmeyen kıymetlim
bir hece bölmesi gibisin bende anlamsız

bir minik bebeğe sarılırsın narin
bir ipeğe dokunursun yumuşacık
bir oyuncağa sevgi sunar yüreğin
bilirsin ki o benim.

seni yaralayan kurşun
bilirsin ki yüreğimi delip geçendir
aynı kurşunla vurulmak sevdalara
dilek bu ya, umut bu ya...

Hayatı paylaşmak



hay! senin,

at benim...

...

bin terkime gidelim...

Ceylana 1000 Mektup - 20 son -

XX
neden söylenmedi

veya söylenemedi dün gece

olsun şiir doğdu böylece


hani olur ya

dersin de diyemezsin derdini

bir yar bilir bir de sen

bir de her şeyi bilen


aynı anların büyüsü

kanatlanıp kuş olmak

klavyede tuş olmak

dokunak bir yüreğe sessizce

bir yüreği okumak hece hece


rüzgar olmak ılıman

veya dalgasız bir liman

yaprak olup savrulmak

tohum olup yeşermek

sevinç olup büyümek

büyüdükçe yürümek

yürüdükçe büyümek


hani bir rüya

çocukça yatağında kanatlanıp

uçuvermek

kuşlarla kardeş bulutlarla arkadaş

yağmurla damla olup düşmek suya

ve çoğalmak günle güneşle

buhar olup uçmak yeniden

yükselip göğe şükredercesine


devinip dalga olmak belki sahili öpen

belki dalgaların öptüğü bir kum tanesi

belki yüksek tepelerde saçlarını rüzgara vermek

belki sessiz gecelerde türküler dinlemek ötelerden


gülümsemek gülen bir yüze

uzanan bir ele tutunmak kim bilir

kim bilir ceylanın güncesinde

birlikte koşmak patikalarda

tepelerden düşmek pahasına


sonbaharı sevmez kimileri

oysa sonbaharda ıslandı hep saçlarım

hep yapraklarla haşır neşir oluşum

bir rüzgarda beklesem

saçının bir telini

gelir mi

kokunu duyar mıyım ötelerden


bir resmi resmetmek

bir hayali canlandırmak ellerinle

düş de düşbahar özlemi


mevsim düşbahardı desem insanlara

sorarlar mı dersin bir gün

yada sorsak yolda yürürken birine

affedersiniz mevsim kaç

saat kaç der gibi

elini koyup yüreğine

bahara çeyrek var der mi acaba


bilse mevsim kaç

kaç mevsim bahar

akreple yelkovan kardeş olmuş

ben bahar

ben sende bahar

ben tende bahar


durma yaz

Ceylana 1000 Mektup - 20 -

XIX
ne güzel durdu

yan yana gül kokunu sevdim

neden hep gülle başlar güzellikler



işte bu vurur yüreğimi

alır götürür enginlere

bir oraya bir buraya

dalgalar

ve satır satır arar

sende beni

beynimin isyankar karıncası



anladım dedim ya

ne büyük bir iddia

ne büyük bir yük verdin

taşır da ezilirim

korkarım bundan sonra



ben rüzgar

ben yağmur bir damla

bir damla sevinç

ben özlemi yüreğine katık yapmış

bahar vurgunu

ben çiçeklerin güllerin içinde

bir ayçiçeği sevdalısı

bir güneş tutkunu



güneşim ol desem

yumup ta gözlerimi

körebe oynarcasına geliversem

yakalanır mıydın bana

hatırım için

kaçar mıydın yoksa



ya gözlerimin bağından

bir perde açsam

bir tülde görsem seni

oynamam oynamam

bunu saymayalım mı dersin



saymayalım

hiç saymayalım hem de



açardım

tüllerini gözlerimin

tutardım ellerini ürkek

gözlerin alır götürürdü bilirim

uzak ülkelerin sevinç krallıklarına



bir rüzgar esse

gölgede hafif serin

üşüsen sen

ve ben üşüsem

yaslanır mıydın omzuma

şiirler okumasam sana

şiir sendin ya

seni okur muydun gözlerimden



yorgun gözlerime

bin mektubun birisi gelirdi

su damlasınca düşmek toprağa

ve tutunmak bir yaprağa

belki de karışmak akan suya

bir ceylan

sabah serinliğinde gelir ya suya

bir gül neden düşer kuytuya

ve elleri var mı sende şiirin



ah! o zaman

bilir misin

bir yerlerde

zamanı kuran adamlar varmış

ve gün öyle başlarmış

ah bir gece unutsalar

o adamı bulmalı

saatleri kuranı

bulup da zamanın hesabını sormalı



bir adım bin adım

adın adım

ürkek ama kararlı

emekledik geldik geceye

bir mühür olsun

dudaklarım bilmeceye



imzaladım

Ceylana 1000 Mektup - 18 -

XVIII

sessizlik

bir nefeslik

soluklansa bir güvercin

bir yeşil zeytin dalı

nazlı bir gül

bir demet kır çiçeği

ılık bir rüzgar

dağlardan eser gelir



meltemdi belki adın

belki de samyeli

pencerende bir seslik



penceremde sessizlik

penceremde sensizlik



sonra

uzandı elleri bir nar çiçeğinden

bir dal ıhlamur ağacından

papatyadan bir taç oldu gecene

kanadına yükledi emek

tüm çiçekleri bir kelebeğin

ve kondu günçiçeğinin yapraklarına

şimdi gündüze açan güneş



hafiften yağmur çiseledi

çiğ olmadan kiraz yapraklarına

buğdaylar harman olup

öğütüldü ömrüm gibi

beyaz sayfalarca ak pak değdi dudaklarına



şeker kızın tadınca tatlandı

bal peteğinden sevinçler

yürek denilen yanık bir kapta pişti

ve sofrasına geldi can dostun



şekillendi güzelliğiyle

ebruli akşamların günce

bin mum diktim aydınlığına gündüzün

hadi yak içimize bir ışık

aydınlansın şimdi gün yüzün


hoş geldin aramıza neşe kız

sevinç hanım gül can

dilek arzu hayat mutluluk

güzel olan her neyse

ömrün uzun olsun şansın bahtiyar

Ceylana 1000 Mektup - 19 -

XIX
ne güzel durdu

yan yana gül kokunu sevdim

neden hep gülle başlar güzellikler



işte bu vurur yüreğimi

alır götürür enginlere

bir oraya bir buraya

dalgalar

ve satır satır arar

sende beni

beynimin isyankar karıncası



anladım dedim ya

ne büyük bir iddia

ne büyük bir yük verdin

taşır da ezilirim

korkarım bundan sonra



ben rüzgar

ben yağmur bir damla

bir damla sevinç

ben özlemi yüreğine katık yapmış

bahar vurgunu

ben çiçeklerin güllerin içinde

bir ayçiçeği sevdalısı

bir güneş tutkunu



güneşim ol desem

yumup ta gözlerimi

körebe oynarcasına geliversem

yakalanır mıydın bana

hatırım için

kaçar mıydın yoksa



ya gözlerimin bağından

bir perde açsam

bir tülde görsem seni

oynamam oynamam

bunu saymayalım mı dersin



saymayalım

hiç saymayalım hem de



açardım

tüllerini gözlerimin

tutardım ellerini ürkek

gözlerin alır götürürdü bilirim

uzak ülkelerin sevinç krallıklarına



bir rüzgar esse

gölgede hafif serin

üşüsen sen

ve ben üşüsem

yaslanır mıydın omzuma

şiirler okumasam sana

şiir sendin ya

seni okur muydun gözlerimden



yorgun gözlerime

bin mektubun birisi gelirdi

su damlasınca düşmek toprağa

ve tutunmak bir yaprağa

belki de karışmak akan suya

bir ceylan

sabah serinliğinde gelir ya suya

bir gül neden düşer kuytuya

ve elleri var mı sende şiirin



ah! o zaman

bilir misin

bir yerlerde

zamanı kuran adamlar varmış

ve gün öyle başlarmış

ah bir gece unutsalar

o adamı bulmalı

saatleri kuranı

bulup da zamanın hesabını sormalı



bir adım bin adım

adın adım

ürkek ama kararlı

emekledik geldik geceye

bir mühür olsun

dudaklarım bilmeceye



imzaladım



XX
neden söylenmedi

veya söylenemedi dün gece

olsun şiir doğdu böylece



hani olur ya

dersin de diyemezsin derdini

bir yar bilir bir de sen

bir de her şeyi bilen



aynı anların büyüsü

kanatlanıp kuş olmak

klavyede tuş olmak

dokunak bir yüreğe sessizce

bir yüreği okumak hece hece



rüzgar olmak ılıman

veya dalgasız bir liman

yaprak olup savrulmak

tohum olup yeşermek

sevinç olup büyümek

büyüdükçe yürümek

yürüdükçe büyümek



hani bir rüya

çocukça yatağında kanatlanıp

uçuvermek

kuşlarla kardeş bulutlarla arkadaş

yağmurla damla olup düşmek suya

ve çoğalmak günle güneşle

buhar olup uçmak yeniden

yükselip göğe şükredercesine



devinip dalga olmak belki sahili öpen

belki dalgaların öptüğü bir kum tanesi

belki yüksek tepelerde saçlarını rüzgara vermek

belki sessiz gecelerde türküler dinlemek ötelerden



gülümsemek gülen bir yüze

uzanan bir ele tutunmak kim bilir

kim bilir ceylanın güncesinde

birlikte koşmak patikalarda

tepelerden düşmek pahasına



sonbaharı sevmez kimileri

oysa sonbaharda ıslandı hep saçlarım

hep yapraklarla haşır neşir oluşum

bir rüzgarda beklesem

saçının bir telini

gelir mi

kokunu duyar mıyım ötelerden



bir resmi resmetmek

bir hayali canlandırmak ellerinle

düş de düşbahar özlemi



mevsim düşbahardı desem insanlara

sorarlar mı dersin bir gün

yada sorsak yolda yürürken birine

affedersiniz mevsim kaç

saat kaç der gibi

elini koyup yüreğine

bahara çeyrek var der mi acaba



bilse mevsim kaç

kaç mevsim bahar

akreple yelkovan kardeş olmuş

ben bahar

ben sende bahar

ben tende bahar



durma yaz

Ceylana 1000 Mektup - 17-

XVII

ay karanlığında

siyahın gölgesi mi düştü ışık odana

sihirli bir değnek bekleyen

külkedileri imparatorluğunda

söyle nedir dilsizliği dillerin



susmak kendi başına yalnızlık,

kapıları içerden kilitleyip

anahtarı pencereden beyaz atlı bir prense atmak

oysa o kapılar önce içerden açılacak



sevginin bu kadar hoyratça tüketildiği

kelimelerin anlamlarından soyulup

bozuk para gibi harcandığı bu dünyada

ey sevgili gözlerimin içine bak

ve iyi dinle beni "seni sevmiyorum"

hem de o kadar çok sevmiyorum ki



sakın tükenme

tükenmek:

geçmişin faturasını geleceğe kesmek

babaların günahını oğullara yüklemek

insanın dalga dalga kırıldığı

gönül sürgünlerinin tükenişe döndüğü

bu garip gezegende

ay dan bir ışık düşer ve mutlanır insanlar



kim bilir

sen ben ve ay

biz biliriz

gerisini yok say

Ceylana 1000 Mektup -16 -

XVI

vah gülüm

sende ben nerelere gitmişim

hangi şüphe koridorlarında yitmişim

vah gülüm hangi karanlık

örtmüş yüzüne ölümün perdesini

hangi dipsiz kuyularda bitmişim



vah gülüm geceni korku basmış

vah ki beynini şüphe kemirmiş

vah ki zannın çoğu ölüm denirmiş

vah ki sende beni tükettin



vah gülüm

kefen mi diktiğin elbiseler bana

deli gömleğimi istedin

elleri bağlanmış bu adama

ben zincirledim dilimi bilmezsin

şairin ölümü kelimelerden yana



vah gülüm neyin sancısı çektiğimiz

nasıl küçülttün gözünde dağı

hangi öfke kabarttı yangını

hangi koridorda başladı çıkmaz sokak



ceylan ne zaman avcı gördü ceylanı

kuzu ne zaman kurt gölgesi verdi yüzüne

ay ne zaman tutuldu sonsuza

şüphe ne zaman vurdu güvercini



vah gülüm düşünme böyle

düşünde ölürüm

Ceylana 1000 Mektup - 16 -

XVI
vah gülüm

sende ben nerelere gitmişim

hangi şüphe koridorlarında yitmişim

vah gülüm hangi karanlık

örtmüş yüzüne ölümün perdesini

hangi dipsiz kuyularda bitmişim



vah gülüm geceni korku basmış

vah ki beynini şüphe kemirmiş

vah ki zannın çoğu ölüm denirmiş

vah ki sende beni tükettin



vah gülüm

kefen mi diktiğin elbiseler bana

deli gömleğimi istedin

elleri bağlanmış bu adama

ben zincirledim dilimi bilmezsin

şairin ölümü kelimelerden yana



vah gülüm neyin sancısı çektiğimiz

nasıl küçülttün gözünde dağı

hangi öfke kabarttı yangını

hangi koridorda başladı çıkmaz sokak



ceylan ne zaman avcı gördü ceylanı

kuzu ne zaman kurt gölgesi verdi yüzüne

ay ne zaman tutuldu sonsuza

şüphe ne zaman vurdu güvercini



vah gülüm düşünme böyle

düşünde ölürüm



XVII
ay karanlığında

siyahın gölgesi mi düştü ışık odana

sihirli bir değnek bekleyen

külkedileri imparatorluğunda

söyle nedir dilsizliği dillerin



susmak kendi başına yalnızlık,

kapıları içerden kilitleyip

anahtarı pencereden beyaz atlı bir prense atmak

oysa o kapılar önce içerden açılacak



sevginin bu kadar hoyratça tüketildiği

kelimelerin anlamlarından soyulup

bozuk para gibi harcandığı bu dünyada

ey sevgili gözlerimin içine bak

ve iyi dinle beni "seni sevmiyorum"

hem de o kadar çok sevmiyorum ki



sakın tükenme

tükenmek:

geçmişin faturasını geleceğe kesmek

babaların günahını oğullara yüklemek

insanın dalga dalga kırıldığı

gönül sürgünlerinin tükenişe döndüğü

bu garip gezegende

ay dan bir ışık düşer ve mutlanır insanlar



kim bilir

sen ben ve ay

biz biliriz

gerisini yok say



XVIII
sessizlik



bir nefeslik

soluklansa bir güvercin

bir yeşil zeytin dalı

nazlı bir gül

bir demet kır çiçeği

ılık bir rüzgar

dağlardan eser gelir



meltemdi belki adın

belki de samyeli

pencerende bir seslik



penceremde sessizlik

penceremde sensizlik



sonra

uzandı elleri bir nar çiçeğinden

bir dal ıhlamur ağacından

papatyadan bir taç oldu gecene

kanadına yükledi emek

tüm çiçekleri bir kelebeğin

ve kondu günçiçeğinin yapraklarına

şimdi gündüze açan güneş



hafiften yağmur çiseledi

çiğ olmadan kiraz yapraklarına

buğdaylar harman olup

öğütüldü ömrüm gibi

beyaz sayfalarca ak pak değdi dudaklarına



şeker kızın tadınca tatlandı

bal peteğinden sevinçler

yürek denilen yanık bir kapta pişti

ve sofrasına geldi can dostun



şekillendi güzelliğiyle

ebruli akşamların günce

bin mum diktim aydınlığına gündüzün

hadi yak içimize bir ışık

aydınlansın şimdi gün yüzün



hoş geldin aramıza neşe kız

sevinç hanım gül can

dilek arzu hayat mutluluk

güzel olan her neyse

ömrün uzun olsun şansın bahtiyar



XIX
ne güzel durdu

yan yana gül kokunu sevdim

neden hep gülle başlar güzellikler



işte bu vurur yüreğimi

alır götürür enginlere

bir oraya bir buraya

dalgalar

ve satır satır arar

sende beni

beynimin isyankar karıncası



anladım dedim ya

ne büyük bir iddia

ne büyük bir yük verdin

taşır da ezilirim

korkarım bundan sonra



ben rüzgar

ben yağmur bir damla

bir damla sevinç

ben özlemi yüreğine katık yapmış

bahar vurgunu

ben çiçeklerin güllerin içinde

bir ayçiçeği sevdalısı

bir güneş tutkunu



güneşim ol desem

yumup ta gözlerimi

körebe oynarcasına geliversem

yakalanır mıydın bana

hatırım için

kaçar mıydın yoksa



ya gözlerimin bağından

bir perde açsam

bir tülde görsem seni

oynamam oynamam

bunu saymayalım mı dersin



saymayalım

hiç saymayalım hem de



açardım

tüllerini gözlerimin

tutardım ellerini ürkek

gözlerin alır götürürdü bilirim

uzak ülkelerin sevinç krallıklarına



bir rüzgar esse

gölgede hafif serin

üşüsen sen

ve ben üşüsem

yaslanır mıydın omzuma

şiirler okumasam sana

şiir sendin ya

seni okur muydun gözlerimden



yorgun gözlerime

bin mektubun birisi gelirdi

su damlasınca düşmek toprağa

ve tutunmak bir yaprağa

belki de karışmak akan suya

bir ceylan

sabah serinliğinde gelir ya suya

bir gül neden düşer kuytuya

ve elleri var mı sende şiirin



ah! o zaman

bilir misin

bir yerlerde

zamanı kuran adamlar varmış

ve gün öyle başlarmış

ah bir gece unutsalar

o adamı bulmalı

saatleri kuranı

bulup da zamanın hesabını sormalı



bir adım bin adım

adın adım

ürkek ama kararlı

emekledik geldik geceye

bir mühür olsun

dudaklarım bilmeceye



imzaladım



XX
neden söylenmedi

veya söylenemedi dün gece

olsun şiir doğdu böylece



hani olur ya

dersin de diyemezsin derdini

bir yar bilir bir de sen

bir de her şeyi bilen



aynı anların büyüsü

kanatlanıp kuş olmak

klavyede tuş olmak

dokunak bir yüreğe sessizce

bir yüreği okumak hece hece



rüzgar olmak ılıman

veya dalgasız bir liman

yaprak olup savrulmak

tohum olup yeşermek

sevinç olup büyümek

büyüdükçe yürümek

yürüdükçe büyümek



hani bir rüya

çocukça yatağında kanatlanıp

uçuvermek

kuşlarla kardeş bulutlarla arkadaş

yağmurla damla olup düşmek suya

ve çoğalmak günle güneşle

buhar olup uçmak yeniden

yükselip göğe şükredercesine



devinip dalga olmak belki sahili öpen

belki dalgaların öptüğü bir kum tanesi

belki yüksek tepelerde saçlarını rüzgara vermek

belki sessiz gecelerde türküler dinlemek ötelerden



gülümsemek gülen bir yüze

uzanan bir ele tutunmak kim bilir

kim bilir ceylanın güncesinde

birlikte koşmak patikalarda

tepelerden düşmek pahasına



sonbaharı sevmez kimileri

oysa sonbaharda ıslandı hep saçlarım

hep yapraklarla haşır neşir oluşum

bir rüzgarda beklesem

saçının bir telini

gelir mi

kokunu duyar mıyım ötelerden



bir resmi resmetmek

bir hayali canlandırmak ellerinle

düş de düşbahar özlemi



mevsim düşbahardı desem insanlara

sorarlar mı dersin bir gün

yada sorsak yolda yürürken birine

affedersiniz mevsim kaç

saat kaç der gibi

elini koyup yüreğine

bahara çeyrek var der mi acaba



bilse mevsim kaç

kaç mevsim bahar

akreple yelkovan kardeş olmuş

ben bahar

ben sende bahar

ben tende bahar



durma yaz

Ceylana 1000 Mektup - 14 -

XIV

sen sensiz gecelerin sesi

sen bensiz gecelerin öfkesi

sen beklenen ve özlenen

sen bir yudum sıcak çay

sen bir nefes bahar

hadi gel



söyle

şehirler toprak olur mu

söyle

şairler toprak olur mu

söyle

şiirler toprak olur mu



gül, göl oluruz belki

iki nehir dökülünce bir ovaya

ve toprak kavuşunca suya

ellerimizde

bir su şehridir şimdi sevda



herkese bir mektup gelir

bana bin

açıp okurum

ah birde okuduğumu dinlesem



kapalı zarflarda

mektuplar gizemlidir ama

beklenen bir gün gelecekse

gelmeden okumalı mektupları



bilirim

postacı kapıyı

son bir kez daha çalar

oysa ben kendimi tüketirim

üretirken şiiri



sen

ah sen

gecenin matemini kuşanıp

hep yanımda olabilsen şiir annem

Ceylana 1000 Mektup - 13 -

XIII

büyütmedik mi elerimizle

can diye kan diye

vermedik mi

göz yaşlarımızı hediye



pusuda açan çiçek olmadı

bizim çiçeğimiz

bir gözyaşı çiçeği o

güçlü ve güzel

can alıcı renklerle süslü

ve renkler esir gölgesine



bütünü yaşamalı olabildiğince

eksik parçası hüzün olsun

kendini zindanlara atma sakın



sevinçleri yakalayıp

güç katmadık mı hep

öyle olsun yine de

ürkmeden korkmadan

olanca güzelliği ile



ben canı isterim

gözlerini düşlemeyi

dizlerine uzanmayı

ve yakın olmayı olabildiğimce

o da istediğince



devleri içimizde büyütmeden

zamanları dolu yaşayıp

Ceylana 1000 Mektup - XII -

XXII
cesur bilirdim kendimi

yitmenin korkuları

bükmeseydi bileğimi

o yüzden tanıdık yüreklerde

yabancı ve ürkek bir çocuğum şimdi

tüm yollar içinde bir ben yolsuz



boşlukta kimsesiz iki küçük çocuk masalı

su deniz hava ve tüm eşya anlamsız

birbirlerinde büyür bebeklerin gözleri

can içre özge can olanların



kim bilir

her şey çocukken

çok daha mı güzeldi

kelimelerin tüm güzelliğine rağmen

bir pencereden geçecek

eli mahkum özgürlük



hiç olmayan mı hep istenen mi

yaşanmadık öykülerin şiirleri mi

yüreklerdeki bu sızı



bilinmeyenli denklemlerin çokluğunda

ve varların var ötesi yokluğunda

oku ve yaz

gel

geleceğim



XIII
büyütmedik mi elerimizle

can diye kan diye

vermedik mi

göz yaşlarımızı hediye



pusuda açan çiçek olmadı

bizim çiçeğimiz

bir gözyaşı çiçeği o

güçlü ve güzel

can alıcı renklerle süslü

ve renkler esir gölgesine



bütünü yaşamalı olabildiğince

eksik parçası hüzün olsun

kendini zindanlara atma sakın



sevinçleri yakalayıp

güç katmadık mı hep

öyle olsun yine de

ürkmeden korkmadan

olanca güzelliği ile



ben canı isterim

gözlerini düşlemeyi

dizlerine uzanmayı

ve yakın olmayı olabildiğimce

o da istediğince



devleri içimizde büyütmeden

zamanları dolu yaşayıp



XIV
sen sensiz gecelerin sesi

sen bensiz gecelerin öfkesi

sen beklenen ve özlenen

sen bir yudum sıcak çay

sen bir nefes bahar

hadi gel



söyle

şehirler toprak olur mu

söyle

şairler toprak olur mu

söyle

şiirler toprak olur mu



gül, göl oluruz belki

iki nehir dökülünce bir ovaya

ve toprak kavuşunca suya

ellerimizde

bir su şehridir şimdi sevda



herkese bir mektup gelir

bana bin

açıp okurum

ah birde okuduğumu dinlesem



kapalı zarflarda

mektuplar gizemlidir ama

beklenen bir gün gelecekse

gelmeden okumalı mektupları



bilirim

postacı kapıyı

son bir kez daha çalar

oysa ben kendimi tüketirim

üretirken şiiri



sen

ah sen

gecenin matemini kuşanıp

hep yanımda ol şiirannnem



XVI
vah gülüm

sende ben nerelere gitmişim

hangi şüphe koridorlarında yitmişim

vah gülüm hangi karanlık

örtmüş yüzüne ölümün perdesini

hangi dipsiz kuyularda bitmişim



vah gülüm geceni korku basmış

vah ki beynini şüphe kemirmiş

vah ki zannın çoğu ölüm denirmiş

vah ki sende beni tükettin



vah gülüm

kefen mi diktiğin elbiseler bana

deli gömleğimi istedin

elleri bağlanmış bu adama

ben zincirledim dilimi bilmezsin

şairin ölümü kelimelerden yana



vah gülüm neyin sancısı çektiğimiz

nasıl küçülttün gözünde dağı

hangi öfke kabarttı yangını

hangi koridorda başladı çıkmaz sokak



ceylan ne zaman avcı gördü ceylanı

kuzu ne zaman kurt gölgesi verdi yüzüne

ay ne zaman tutuldu sonsuza

şüphe ne zaman vurdu güvercini



vah gülüm düşünme böyle

düşünde ölürüm



XVII
ay karanlığında

siyahın gölgesi mi düştü ışık odana

sihirli bir değnek bekleyen

külkedileri imparatorluğunda

söyle nedir dilsizliği dillerin



susmak kendi başına yalnızlık,

kapıları içerden kilitleyip

anahtarı pencereden beyaz atlı bir prense atmak

oysa o kapılar önce içerden açılacak



sevginin bu kadar hoyratça tüketildiği

kelimelerin anlamlarından soyulup

bozuk para gibi harcandığı bu dünyada

ey sevgili gözlerimin içine bak

ve iyi dinle beni "seni sevmiyorum"

hem de o kadar çok sevmiyorum ki



sakın tükenme

tükenmek:

geçmişin faturasını geleceğe kesmek

babaların günahını oğullara yüklemek

insanın dalga dalga kırıldığı

gönül sürgünlerinin tükenişe döndüğü

bu garip gezegende

ay dan bir ışık düşer ve mutlanır insanlar



kim bilir

sen ben ve ay

biz biliriz

gerisini yok say



XVIII
sessizlik



bir nefeslik

soluklansa bir güvercin

bir yeşil zeytin dalı

nazlı bir gül

bir demet kır çiçeği

ılık bir rüzgar

dağlardan eser gelir



meltemdi belki adın

belki de samyeli

pencerende bir seslik



penceremde sessizlik

penceremde sensizlik



sonra

uzandı elleri bir nar çiçeğinden

bir dal ıhlamur ağacından

papatyadan bir taç oldu gecene

kanadına yükledi emek

tüm çiçekleri bir kelebeğin

ve kondu günçiçeğinin yapraklarına

şimdi gündüze açan güneş



hafiften yağmur çiseledi

çiğ olmadan kiraz yapraklarına

buğdaylar harman olup

öğütüldü ömrüm gibi

beyaz sayfalarca ak pak değdi dudaklarına



şeker kızın tadınca tatlandı

bal peteğinden sevinçler

yürek denilen yanık bir kapta pişti

ve sofrasına geldi can dostun



şekillendi güzelliğiyle

ebruli akşamların günce

bin mum diktim aydınlığına gündüzün

hadi yak içimize bir ışık

aydınlansın şimdi gün yüzün



hoş geldin aramıza neşe kız

sevinç hanım gül can

dilek arzu hayat mutluluk

güzel olan her neyse

ömrün uzun olsun şansın bahtiyar



XIX
ne güzel durdu

yan yana gül kokunu sevdim

neden hep gülle başlar güzellikler



işte bu vurur yüreğimi

alır götürür enginlere

bir oraya bir buraya

dalgalar

ve satır satır arar

sende beni

beynimin isyankar karıncası



anladım dedim ya

ne büyük bir iddia

ne büyük bir yük verdin

taşır da ezilirim

korkarım bundan sonra



ben rüzgar

ben yağmur bir damla

bir damla sevinç

ben özlemi yüreğine katık yapmış

bahar vurgunu

ben çiçeklerin güllerin içinde

bir ayçiçeği sevdalısı

bir güneş tutkunu



güneşim ol desem

yumup ta gözlerimi

körebe oynarcasına geliversem

yakalanır mıydın bana

hatırım için

kaçar mıydın yoksa



ya gözlerimin bağından

bir perde açsam

bir tülde görsem seni

oynamam oynamam

bunu saymayalım mı dersin



saymayalım

hiç saymayalım hem de



açardım

tüllerini gözlerimin

tutardım ellerini ürkek

gözlerin alır götürürdü bilirim

uzak ülkelerin sevinç krallıklarına



bir rüzgar esse

gölgede hafif serin

üşüsen sen

ve ben üşüsem

yaslanır mıydın omzuma

şiirler okumasam sana

şiir sendin ya

seni okur muydun gözlerimden



yorgun gözlerime

bin mektubun birisi gelirdi

su damlasınca düşmek toprağa

ve tutunmak bir yaprağa

belki de karışmak akan suya

bir ceylan

sabah serinliğinde gelir ya suya

bir gül neden düşer kuytuya

ve elleri var mı sende şiirin



ah! o zaman

bilir misin

bir yerlerde

zamanı kuran adamlar varmış

ve gün öyle başlarmış

ah bir gece unutsalar

o adamı bulmalı

saatleri kuranı

bulup da zamanın hesabını sormalı



bir adım bin adım

adın adım

ürkek ama kararlı

emekledik geldik geceye

bir mühür olsun

dudaklarım bilmeceye



imzaladım



XX
neden söylenmedi

veya söylenemedi dün gece

olsun şiir doğdu böylece



hani olur ya

dersin de diyemezsin derdini

bir yar bilir bir de sen

bir de her şeyi bilen



aynı anların büyüsü

kanatlanıp kuş olmak

klavyede tuş olmak

dokunak bir yüreğe sessizce

bir yüreği okumak hece hece



rüzgar olmak ılıman

veya dalgasız bir liman

yaprak olup savrulmak

tohum olup yeşermek

sevinç olup büyümek

büyüdükçe yürümek

yürüdükçe büyümek



hani bir rüya

çocukça yatağında kanatlanıp

uçuvermek

kuşlarla kardeş bulutlarla arkadaş

yağmurla damla olup düşmek suya

ve çoğalmak günle güneşle

buhar olup uçmak yeniden

yükselip göğe şükredercesine



devinip dalga olmak belki sahili öpen

belki dalgaların öptüğü bir kum tanesi

belki yüksek tepelerde saçlarını rüzgara vermek

belki sessiz gecelerde türküler dinlemek ötelerden



gülümsemek gülen bir yüze

uzanan bir ele tutunmak kim bilir

kim bilir ceylanın güncesinde

birlikte koşmak patikalarda

tepelerden düşmek pahasına



sonbaharı sevmez kimileri

oysa sonbaharda ıslandı hep saçlarım

hep yapraklarla haşır neşir oluşum

bir rüzgarda beklesem

saçının bir telini

gelir mi

kokunu duyar mıyım ötelerden



bir resmi resmetmek

bir hayali canlandırmak ellerinle

düş de düşbahar özlemi



mevsim düşbahardı desem insanlara

sorarlar mı dersin bir gün

yada sorsak yolda yürürken birine

affedersiniz mevsim kaç

saat kaç der gibi

elini koyup yüreğine

bahara çeyrek var der mi acaba



bilse mevsim kaç

kaç mevsim bahar

akreple yelkovan kardeş olmuş

ben bahar

ben sende bahar

ben tende bahar



durma yaz

Ceylana 1000 Mektup - 12 -

XXII
cesur bilirdim kendimi

yitmenin korkuları

bükmeseydi bileğimi

o yüzden tanıdık yüreklerde

yabancı ve ürkek bir çocuğum şimdi

tüm yollar içinde bir ben yolsuz



boşlukta kimsesiz iki küçük çocuk masalı

su deniz hava ve tüm eşya anlamsız

birbirlerinde büyür bebeklerin gözleri

can içre özge can olanların



kim bilir

her şey çocukken

çok daha mı güzeldi

kelimelerin tüm güzelliğine rağmen

bir pencereden geçecek

eli mahkum özgürlük



hiç olmayan mı hep istenen mi

yaşanmadık öykülerin şiirleri mi

yüreklerdeki bu sızı



bilinmeyenli denklemlerin çokluğunda

ve varların var ötesi yokluğunda

oku ve yaz

gel

geleceğim

Ceylana 1000 Mektup - XI -

XI

bir yanım deli yengeç

öte yanda garibim

her şeyi ertelenmiş bir adam

nasıl olursa bir şeyler için

şimdi zamanı irdeler

dün için günü harca dediler

oysa ben

yarın için bugünü tüketmekteyim



su üstüne yazılmış yazılar

ve iskambil kağıdından cambaz evleri

tükendim

dağ adamının düşüdür deniz

öyle bir nehirdir ki hayal

gözyaşıyla besler denizi dağlardan



susardı yazardı

susar ve susar şimdi

peki nerde gerçek

gördüğüm mü

dokunduğum mu

bildiğim mi



gerçek en yalan olan mı yoksa?

ey ayna! söyle bu dünyada

en kötü kim

en siyah kimin geceliği

örtülerin karanlığında bir güneş özlemi

gözlerin

özledim



dalgakıranım olma limanım ol

bir dalında çiçek

bir dalında çilek

çiçek açmış ağaçların

haydi gel

ay kaçağı düşlerde yine sevdalım ol

Ceylana 1000 Mektup - 10 -

X
anahtar sende

kelimelerime izin vermemişsen

ne diyebilirim



ya kilitle sandığı

at denize anahtarı

ya da hiçbir zaman

istediğinde silemeyeceğin

küskün çiçeğim kal



bende gördüğünce gölge

aydan yansıyandır gölde

son kırılmalarında ışığın

yüreğime kazınan sesi

çığlık olup sana haykırdım



ve kelimeler

mahkumsa tükenişe

bir mahkeme kurulmuşsa

içinde benden yana

ister beraat ister müebbet

isterse kır kalemini

bil ki

sevdim kelimelere güç vermeyi



ama asla binası yalan

cambaz evleri olmadı

gönlümde kurduğum

ürküp de

tüketme kendini

Ceylana 1000 Mektup - 9 -

IX
bilirim deliliğimi

oysa durgun sulardayım nicedir

kırık dökük olsam da

sevgiden yana kırılmaz yüreğim

korkum hep yetememek sana



su

bilirsin

deli de akar zamanla

nehir yatağını arıyor derler

bakarsın bir gün en güzel şiirler

bir nehrin denize kavuştuğu

ve altın kum tanelerini

denize bıraktığı yerlerde olur



desenler ve çizgiler uyuyor

aynı pijamalarda uyuyoruz demek ki

enine ve boyuna çizgili

hapishane parmaklıkları

pencerede umut kuşu yüreğim

haydi kanatlan şimdi



bilirim

isterse insan dağlar da yürür

ama tek kişilik olsaydı dünya

neden Adem neden Havva



su olmak

önce bulut belki de

su mu buluttan bulut mu su dan

bir rüzgarla mı yükselmek göğe

yoksa duman duman mı

seviyorsak elbet yağmur düşmeli yere



sis olmamalı asla ve çiğ damlası

bir dalda bir yaprak da güzel olsa bile

ten de terin izdüşümünce güzel çiğ belki

ama kelimelerce korkulu



su damlasınca düşmek toprağa, yaprağa

belki de karışmak bir akarsuya

bir ceylan sabah serinliğinde gelir suya

bir gül neden düşer kuytuya

ya elleri, elleri var mı şiirin



bilirim hüznü dağıtırım gecelerde

benim kara gecelerin amâ postacısı

benim raysız yollarda tren bekçisi

bilirim rüzgarı bendendir her öfkenin

ve bilirim yüreklere düşen gölgemi



ben dalgalı denizlerde tükenmiş gemi

ben kaptanı yitik Titanik

böyle bilme beni

yüreği elinde bir çocuğum ben

tut ellerimden



sana koştumsa ürkme sevgimden

oysa sen ışıksın ben karanlık

hadi kibritçi kızın hüznünü at da

yak bir duman tütümü sevdayı

Ceylana 1000 Mektup - 8 -

VIII

anahtarı içerde unutan ben miyim

bilirim anı bekler ellerin

iki yarım bir bütün etmez mi gün gelir

ve bilirsin

her doğan günde bir umut saklıdır



geceden tedarikli olmalı belki de

kuşanmalı silahları direnebilmek için

kalemlerin ucunu açmalı kavgaya

silah dediğim dirençtir

içindeki umudun adı



bilirsin beni bilen

dedim ya aynadan görünen benden

ürker bazen insan

oysa bak pencere işte güneş

çok oldu ben korkuları bırakalı

ürkekliğimse bil bir ipek düşten yana



bilse de

ömrünün kısalığını kelebek

yine de mükemmel olmalı ipek

sevgi emek ister ama

imkansıza boğmam kendimi

boğmalı mı



söyle "sevgi"li

Ceylana 1000 Mektup - 9 -

IX
bilirim deliliğimi

oysa durgun sulardayım nicedir

kırık dökük olsam da

sevgiden yana kırılmaz yüreğim

korkum hep yetememek sana



su

bilirsin

deli de akar zamanla

nehir yatağını arıyor derler

bakarsın bir gün en güzel şiirler

bir nehrin denize kavuştuğu

ve altın kum tanelerini

denize bıraktığı yerlerde olur



desenler ve çizgiler uyuyor

aynı pijamalarda uyuyoruz demek ki

enine ve boyuna çizgili

hapishane parmaklıkları

pencerede umut kuşu yüreğim

haydi kanatlan şimdi



bilirim

isterse insan dağlar da yürür

ama tek kişilik olsaydı dünya

neden Adem neden Havva



su olmak

önce bulut belki de

su mu buluttan bulut mu su dan

bir rüzgarla mı yükselmek göğe

yoksa duman duman mı

seviyorsak elbet yağmur düşmeli yere



sis olmamalı asla ve çiğ damlası

bir dalda bir yaprak da güzel olsa bile

ten de terin izdüşümünce güzel çiğ belki

ama kelimelerce korkulu



su damlasınca düşmek toprağa, yaprağa

belki de karışmak bir akarsuya

bir ceylan sabah serinliğinde gelir suya

bir gül neden düşer kuytuya

ya elleri, elleri var mı şiirin



bilirim hüznü dağıtırım gecelerde

benim kara gecelerin amâ postacısı

benim raysız yollarda tren bekçisi

bilirim rüzgarı bendendir her öfkenin

ve bilirim yüreklere düşen gölgemi



ben dalgalı denizlerde tükenmiş gemi

ben kaptanı yitik Titanik

böyle bilme beni

yüreği elinde bir çocuğum ben

tut ellerimden



sana koştumsa ürkme sevgimden

oysa sen ışıksın ben karanlık

hadi kibritçi kızın hüznünü at da

yak bir duman tütümü sevdayı



X
anahtar sende

kelimelerime izin vermemişsen

ne diyebilirim



ya kilitle sandığı

at denize anahtarı

ya da hiçbir zaman

istediğinde silemeyeceğin

küskün çiçeğim kal



bende gördüğünce gölge

aydan yansıyandır gölde

son kırılmalarında ışığın

yüreğime kazınan sesi

çığlık olup sana haykırdım



ve kelimeler

mahkumsa tükenişe

bir mahkeme kurulmuşsa

içinde benden yana

ister beraat ister müebbet

isterse kır kalemini

bil ki

sevdim kelimelere güç vermeyi



ama asla binası yalan

cambaz evleri olmadı

gönlümde kurduğum

ürküp de

tüketme kendini



XII
bir yanım deli yengeç

öte yanda garibim

her şeyi ertelenmiş bir adam

nasıl olursa bir şeyler için

şimdi zamanı irdeler

dün için günü harca dediler

oysa ben

yarın için bugünü tüketmekteyim



su üstüne yazılmış yazılar

ve iskambil kağıdından cambaz evleri

tükendim

dağ adamının düşüdür deniz

öyle bir nehirdir ki hayal

gözyaşıyla besler denizi dağlardan



susardı yazardı

susar ve susar şimdi

peki nerde gerçek

gördüğüm mü

dokunduğum mu

bildiğim mi



gerçek en yalan olan mı yoksa?

ey ayna! söyle bu dünyada

en kötü kim

en siyah kimin geceliği

örtülerin karanlığında bir güneş özlemi

gözlerin

özledim



dalgakıranım olma limanım ol

bir dalında çiçek

bir dalında çilek

çiçek açmış ağaçların

haydi gel

ay kaçağı düşlerde yine sevdalım ol



XXII
cesur bilirdim kendimi

yitmenin korkuları

bükmeseydi bileğimi

o yüzden tanıdık yüreklerde

yabancı ve ürkek bir çocuğum şimdi

tüm yollar içinde bir ben yolsuz



boşlukta kimsesiz iki küçük çocuk masalı

su deniz hava ve tüm eşya anlamsız

birbirlerinde büyür bebeklerin gözleri

can içre özge can olanların



kim bilir

her şey çocukken

çok daha mı güzeldi

kelimelerin tüm güzelliğine rağmen

bir pencereden geçecek

eli mahkum özgürlük



hiç olmayan mı hep istenen mi

yaşanmadık öykülerin şiirleri mi

yüreklerdeki bu sızı



bilinmeyenli denklemlerin çokluğunda

ve varların var ötesi yokluğunda

oku ve yaz

gel

geleceğim



XIII
büyütmedik mi elerimizle

can diye kan diye

vermedik mi

göz yaşlarımızı hediye



pusuda açan çiçek olmadı

bizim çiçeğimiz

bir gözyaşı çiçeği o

güçlü ve güzel

can alıcı renklerle süslü

ve renkler esir gölgesine



bütünü yaşamalı olabildiğince

eksik parçası hüzün olsun

kendini zindanlara atma sakın



sevinçleri yakalayıp

güç katmadık mı hep

öyle olsun yine de

ürkmeden korkmadan

olanca güzelliği ile



ben canı isterim

gözlerini düşlemeyi

dizlerine uzanmayı

ve yakın olmayı olabildiğimce

o da istediğince



devleri içimizde büyütmeden

zamanları dolu yaşayıp



XIV
sen sensiz gecelerin sesi

sen bensiz gecelerin öfkesi

sen beklenen ve özlenen

sen bir yudum sıcak çay

sen bir nefes bahar

hadi gel



söyle

şehirler toprak olur mu

söyle

şairler toprak olur mu

söyle

şiirler toprak olur mu



gül, göl oluruz belki

iki nehir dökülünce bir ovaya

ve toprak kavuşunca suya

ellerimizde

bir su şehridir şimdi sevda



herkese bir mektup gelir

bana bin

açıp okurum

ah birde okuduğumu dinlesem



kapalı zarflarda

mektuplar gizemlidir ama

beklenen bir gün gelecekse

gelmeden okumalı mektupları



bilirim

postacı kapıyı

son bir kez daha çalar

oysa ben kendimi tüketirim

üretirken şiiri



sen

ah sen

gecenin matemini kuşanıp

hep yanımda ol şiirannnem



XVI
vah gülüm

sende ben nerelere gitmişim

hangi şüphe koridorlarında yitmişim

vah gülüm hangi karanlık

örtmüş yüzüne ölümün perdesini

hangi dipsiz kuyularda bitmişim



vah gülüm geceni korku basmış

vah ki beynini şüphe kemirmiş

vah ki zannın çoğu ölüm denirmiş

vah ki sende beni tükettin



vah gülüm

kefen mi diktiğin elbiseler bana

deli gömleğimi istedin

elleri bağlanmış bu adama

ben zincirledim dilimi bilmezsin

şairin ölümü kelimelerden yana



vah gülüm neyin sancısı çektiğimiz

nasıl küçülttün gözünde dağı

hangi öfke kabarttı yangını

hangi koridorda başladı çıkmaz sokak



ceylan ne zaman avcı gördü ceylanı

kuzu ne zaman kurt gölgesi verdi yüzüne

ay ne zaman tutuldu sonsuza

şüphe ne zaman vurdu güvercini



vah gülüm düşünme böyle

düşünde ölürüm



XVII
ay karanlığında

siyahın gölgesi mi düştü ışık odana

sihirli bir değnek bekleyen

külkedileri imparatorluğunda

söyle nedir dilsizliği dillerin



susmak kendi başına yalnızlık,

kapıları içerden kilitleyip

anahtarı pencereden beyaz atlı bir prense atmak

oysa o kapılar önce içerden açılacak



sevginin bu kadar hoyratça tüketildiği

kelimelerin anlamlarından soyulup

bozuk para gibi harcandığı bu dünyada

ey sevgili gözlerimin içine bak

ve iyi dinle beni "seni sevmiyorum"

hem de o kadar çok sevmiyorum ki



sakın tükenme

tükenmek:

geçmişin faturasını geleceğe kesmek

babaların günahını oğullara yüklemek

insanın dalga dalga kırıldığı

gönül sürgünlerinin tükenişe döndüğü

bu garip gezegende

ay dan bir ışık düşer ve mutlanır insanlar



kim bilir

sen ben ve ay

biz biliriz

gerisini yok say



XVIII
sessizlik



bir nefeslik

soluklansa bir güvercin

bir yeşil zeytin dalı

nazlı bir gül

bir demet kır çiçeği

ılık bir rüzgar

dağlardan eser gelir



meltemdi belki adın

belki de samyeli

pencerende bir seslik



penceremde sessizlik

penceremde sensizlik



sonra

uzandı elleri bir nar çiçeğinden

bir dal ıhlamur ağacından

papatyadan bir taç oldu gecene

kanadına yükledi emek

tüm çiçekleri bir kelebeğin

ve kondu günçiçeğinin yapraklarına

şimdi gündüze açan güneş



hafiften yağmur çiseledi

çiğ olmadan kiraz yapraklarına

buğdaylar harman olup

öğütüldü ömrüm gibi

beyaz sayfalarca ak pak değdi dudaklarına



şeker kızın tadınca tatlandı

bal peteğinden sevinçler

yürek denilen yanık bir kapta pişti

ve sofrasına geldi can dostun



şekillendi güzelliğiyle

ebruli akşamların günce

bin mum diktim aydınlığına gündüzün

hadi yak içimize bir ışık

aydınlansın şimdi gün yüzün



hoş geldin aramıza neşe kız

sevinç hanım gül can

dilek arzu hayat mutluluk

güzel olan her neyse

ömrün uzun olsun şansın bahtiyar



XIX
ne güzel durdu

yan yana gül kokunu sevdim

neden hep gülle başlar güzellikler



işte bu vurur yüreğimi

alır götürür enginlere

bir oraya bir buraya

dalgalar

ve satır satır arar

sende beni

beynimin isyankar karıncası



anladım dedim ya

ne büyük bir iddia

ne büyük bir yük verdin

taşır da ezilirim

korkarım bundan sonra



ben rüzgar

ben yağmur bir damla

bir damla sevinç

ben özlemi yüreğine katık yapmış

bahar vurgunu

ben çiçeklerin güllerin içinde

bir ayçiçeği sevdalısı

bir güneş tutkunu



güneşim ol desem

yumup ta gözlerimi

körebe oynarcasına geliversem

yakalanır mıydın bana

hatırım için

kaçar mıydın yoksa



ya gözlerimin bağından

bir perde açsam

bir tülde görsem seni

oynamam oynamam

bunu saymayalım mı dersin



saymayalım

hiç saymayalım hem de



açardım

tüllerini gözlerimin

tutardım ellerini ürkek

gözlerin alır götürürdü bilirim

uzak ülkelerin sevinç krallıklarına



bir rüzgar esse

gölgede hafif serin

üşüsen sen

ve ben üşüsem

yaslanır mıydın omzuma

şiirler okumasam sana

şiir sendin ya

seni okur muydun gözlerimden



yorgun gözlerime

bin mektubun birisi gelirdi

su damlasınca düşmek toprağa

ve tutunmak bir yaprağa

belki de karışmak akan suya

bir ceylan

sabah serinliğinde gelir ya suya

bir gül neden düşer kuytuya

ve elleri var mı sende şiirin



ah! o zaman

bilir misin

bir yerlerde

zamanı kuran adamlar varmış

ve gün öyle başlarmış

ah bir gece unutsalar

o adamı bulmalı

saatleri kuranı

bulup da zamanın hesabını sormalı



bir adım bin adım

adın adım

ürkek ama kararlı

emekledik geldik geceye

bir mühür olsun

dudaklarım bilmeceye



imzaladım



XX
neden söylenmedi

veya söylenemedi dün gece

olsun şiir doğdu böylece



hani olur ya

dersin de diyemezsin derdini

bir yar bilir bir de sen

bir de her şeyi bilen



aynı anların büyüsü

kanatlanıp kuş olmak

klavyede tuş olmak

dokunak bir yüreğe sessizce

bir yüreği okumak hece hece



rüzgar olmak ılıman

veya dalgasız bir liman

yaprak olup savrulmak

tohum olup yeşermek

sevinç olup büyümek

büyüdükçe yürümek

yürüdükçe büyümek



hani bir rüya

çocukça yatağında kanatlanıp

uçuvermek

kuşlarla kardeş bulutlarla arkadaş

yağmurla damla olup düşmek suya

ve çoğalmak günle güneşle

buhar olup uçmak yeniden

yükselip göğe şükredercesine



devinip dalga olmak belki sahili öpen

belki dalgaların öptüğü bir kum tanesi

belki yüksek tepelerde saçlarını rüzgara vermek

belki sessiz gecelerde türküler dinlemek ötelerden



gülümsemek gülen bir yüze

uzanan bir ele tutunmak kim bilir

kim bilir ceylanın güncesinde

birlikte koşmak patikalarda

tepelerden düşmek pahasına



sonbaharı sevmez kimileri

oysa sonbaharda ıslandı hep saçlarım

hep yapraklarla haşır neşir oluşum

bir rüzgarda beklesem

saçının bir telini

gelir mi

kokunu duyar mıyım ötelerden



bir resmi resmetmek

bir hayali canlandırmak ellerinle

düş de düşbahar özlemi



mevsim düşbahardı desem insanlara

sorarlar mı dersin bir gün

yada sorsak yolda yürürken birine

affedersiniz mevsim kaç

saat kaç der gibi

elini koyup yüreğine

bahara çeyrek var der mi acaba



bilse mevsim kaç

kaç mevsim bahar

akreple yelkovan kardeş olmuş

ben bahar

ben sende bahar

ben tende bahar



durma yaz

Ceylana 1000 - 7 -

VII

renkler içinde belki beyaz

ihtiyacımız olan

prizmadan yansıyan

kırılmalar ve ayrışmalarla

dünyada mavi de olanaksız değil

içinde var olan ışık

maviyi de doğuracak şiirannem

bir gün mutlaka



gözlerinden okumalı mektupları

göz denilen er sözü belki de

rüzgarla gelmeli irdelemeden

ve rüzgarla giden

utanmalı yitikliğinden

kaybeden bilir kendini zamanla

bence kaybeden

yittikçe gittiğini zanneden



mavi derinliğin rengidir

mavi pembe kadar düş

mavi yeşil kadar gerçek

ve mavi siyah kadar kara

mavi denizlerde kalır insan soluksuz

ve koyu mavi bulutlarla gelir fırtına



bazı çığlıkları her yürek duymaz

kaldıramaz yükümüzü hafif kulaklar

bazı çığlıklarda sağırdır yeryüzü

ve iyi ki kördür bazı gözler

gördüğümüzü görmezler



korkum sana yetememekten yana

masumiyete sevdalandım ben

bakma şımarıklığıma

ardını yazamadığın şiirler

yarımsa da yarım olsun

okunmamış mektupları

yak peşimsıra



bu yürek sevdadan yana

yana yana şems

mevlana yana yana

ben gece kuşu

sen sabaha açan çiçek

geçti bilirim geçecek

geçen zaman

yarın kim bilir

hangi türküleri söyleriz kalabalıklarda

27 Ocak 2010 Çarşamba

Yengeç Türküleri ( XXVI - SON )



-XXVI-

kıvrıla kıvrıla
bir yılan dansı
iki ritmik melodi
ardı sıra gölgeler

ay ışıdı
gel gitler büyür
sarsılır denizde gemi

yağmur yağıyor
gözyaşlarını yıkıyor
su !
gölgelerle birlikte
herşey toprağa karışıyor

bilmem hangi çiçeğe su
bu?

bir kan pıhtısında
yetişecek
çiçek çiçek sevdamız..

26 Ocak 2010 Salı

Yengeç Türküleri - XXV -



 -XXV-

önüm deniz
ayaklarıma değen
tuzlu su gibi teniniz.

arkam deniz
kızgın güneşte
sırtımdan akan
ter siz siniz

sağım deniz
sen
solum deniz
yine sen

dahası mı?
deme sem...

Yengeç Türküleri - XXIII -



-XXIII-

elbet
umuda kanat çırpar güvercin
dokusunda özgürlük olan
kanadı kırık kuşun
bulutlara sevdası bitmez.

25 Ocak 2010 Pazartesi

Yengeç türküleri - XXII -




-XXII-

gün olur
yüreği elinde bir çocuk derler
çocuk kelimeleriyle gelirim sana
ki ben'dir bendendir o da
gün olur büyümekte bir onsekiz düşü
hani elini tutmayı düşünür de
mutlu olur sevgilinin

gün olur sevdalı bir yürek
uyanır içimde, bir deli kelebek
isyankar kelimelerle
tutunmak, ister ellerine
yağmurla ıslak kaldırımlarda
ıslık ıslık dolaşırız elele

isyana kalkarım
kavgalara tutusurum
dilimdeki düğümler kılıçlarla tükenir
son nefeslerini ellerimde verir
çözülür mü, kopar mı kimbilir

isterim saçlarını ıslatan
bir yağmur damlasıyla
süzülüvermeyi alnından
birkaç damlayla çıkmalı birleşip
gözlerinde deli bir yolculuğa

bir resim yaparım sana
gör diye bendeki seni
yaşamaksa insan
uzun soluklu yaşamalı değil mi?

23 Ocak 2010 Cumartesi

Yengeç Türküleri - XXI -



-XXI-

bir kelebek konar
manzaranın bir köşesine
bir resme uzanır ellerim
bir bahar hayaline
saçlarına bir taç mı
toka mı olur kelebeğin kanadı

gözlerin gelirde gözlerime
kaybolur dönerken başım
çiçek kokularının sarhoşluğu mu
beni alıp getiren sana
bir düşbahar özlemi mi
nedir şimdi bu hal, bilemem

çocuklar hep ürkektir
çocukça çarpar yürekleri
koşarcasına çırpınır
iki güvercin kalbi
bir yudum mutluluk
türküsü dudaklarından
bir sevinç özlemi
ürkek ama bir o kadar istekli

kolay mıdır
bir gülü koklamak incitmeden
yapraklarına dokunmak
avuçlarıma kattığın sevinç
omzuma yasladığın başın
hey! yüreğinde ben varmışım

şimdi yanıbaşımdasın
bak heyecanına kalbimin
delice kanat çırpmakta
bir beyaz güvercin
ve kanatlarım
kanatların kadar ürkek

ürkek ellerimin şiiri
korkak kalemimin yazdıkları
sararmıştı yapraklarım
özleminden kurumuş
yine yeniden dirildim
bereketli pınarlardan
yudumladıkça sevinci
kanamayan susuz bir yolcu gibi

"sesler duyuyorum akşam olmakta"
bir tebessümün var ya hani
korkak gönlüme bir ışık olur
işte o şarkı alır beni benden
ve seni getirir başucuma
bırakır bir gül gibi gülümseyerek

gül deyince
güler mi güller bilinmez
benim cahil yüreğim
narin bir gülü
gülümsetmeyi de mi bilemez?

gelirim ve isterim
ses olup, nefes olup
kelimelerce sevgiyi üretmeyi
ürkekliğinden ürkmezsem

lütfen, bir adım daha
bizden yana büyük
küçücük bir adım daha ...

22 Ocak 2010 Cuma

Yengeç Türküleri - XX -



-XX-

geceye selam verir şöylesine
bir deli güneş tutkunu adam
ayla danseder sevgilinin elleri
tapınaklarda can sunulur
adak diye sevgiye, sevgiliye

dilekçedir, ateşin öteki adı
sevinçtir, ırmak ırmak akan
kan damarlarımdan bir sabah erken
gel sen bana, gitmelere giderken

hep hoşbul
hep hoşçagel...

Yengeç Türküleri - XIX -



-XIX-

Denize düşen
bir yağmur damlası gibi,  yüreğinize
büyüyen bir gül fidanı gibi, bahçenize
sıcacık taptaze bir ekmek gibi, evinize

Güne bakan
bir umut çiçeği gibi, ellerinize
doğmak isterdim.

20 Ocak 2010 Çarşamba

Yengeç Türküleri - XVIII -



-XVIII-

Tüm örtülerini açarken
teninin
binbir örtüsünü de
açmaktasın beynimin

koşarken düşlerim
kanatlanıp sonsuza
ateşten uzak kalmak şimdi
ne senin elinde ne de benim

umutla, ümitle yasıyor insan
aldığın sevinçli haberler
bakıyorsun müjdelere dönüşüyor
yüreklerden göç etmiyor hiç umut kuşu

bazen de
zehirli bir okla vuruyor insan
kanadı kırık bir güvercini
ve unutulmuyor inan
en kötü kırmızıydı senin kinin
ve silmekle çıkmıyor acısı
can yakmış bir cam'da kan renginin

oysa
ıssız adamdan
denizlere bırakılmış
şişedeydi mektubun

açıp bakmadığın...

19 Ocak 2010 Salı

Yengeç türküleri -XVII-



-XVII-

korkma
tüm elbiselerimden
sıyrılıp geldim sana

o yüzden
bak çirkinliğim
bak güzeliğim

bak ben insanım
ben hain kurt
ben deli yengeç
ben mahcup delikanlı

ben ters adam
ben yoldan çıkaran
ben yola koyan
ben hata yapan

ben insan

sev beni...